Umut Etmeden Hayat Güzel Olsa Gerek..

Tuhaf bir psikoloji içindeyim..


Umut ettiğim, yüzümü gülümseten, iyi davranan, kalbime hoşluk veren ne ve kim varsa bir kalemde silesim var.. Telefon taşımaktan vazgeçerek, "Uzaklardan, çok uzaklardan acaba bir mesaj gelir mi..? " diye beklentimin önüne geçesim var.. Hayatımda kim varsa bir kalemde silesim, her şeyden elimi-eteğimi çekesim var..


Tuhaf bir psikoloji içindeyim işte.. Kendimden kaçıp kendimi bulasım, kendimi bulup kendimden kaçasım var..







Yaptıklarınız, Başkaları Tarafından Yanlış Anlaşılırsa..?

    Hiç, yaptıklarınızın, insanlar tarafından nasıl değerlendirildiğini düşündünüz mü..?
 
     Çok bildik kıssadır ya, bu yazıda anlatmadan geçmek olmaz.. Nalıncı Baba hikâyesini, sanırım aranızda bilmeyen yoktur..
 
.........................................................
     Sultan Murad, akşam garip bir rüya gördüğünü beyan ederek vezir-i azamı Siyavuş Paşa'ya hazırlanmasını ve sokağa çıkacaklarını söyler.. Molla kıyafetleri giyinir ve sokağa çıkarlar.. Sultan Murad, gördüğü rüyanın etkisiyle nereye gideceğini iyi bilir.. Unkapanı civarında, sokak ortasında bir ceset görürler.. Cesedin kime ait olduğunu sorarlar, "ayyaşın biri" olduğu cevabını alırlar.. Bir başkası da sokakta yatan cesedin, sağken, esasında iyi bir sanatkâr olduğunu ama kazandıklarını içkiye ve fuhuşa yatırdığını söyler.. İçlerinden biri de "cemaate katılmaz, namaz kılmazdı" der..




    Bu "ayyaş, namazdan uzak, fuhuş yapan adam"dan herkes kaçınır.. Ceset ortada kalmıştır.. Vezir-i azam Siyavuş Paşa da gitmeye hazırlanırken, padişah onu tutar ve "Ne olursa olsun, o bizim tebaamızdır.. Cesedini defnetmek gerekir.. " diye vezirini durdurur.. Rüyanın da etkisi ile naaşı kaldırmaları gerektiğini söyler.. Siyavuş Paşa, itiraz edecek olur; cesedi yıkamaları gerektiğini, kefenlenmesi, taşınması ve benzeri işlemlerin uzun süreceğini ve güçlerinin yetmeyeceğini, saraydan adam gönderip bu işleri hallettirebileceklerini dile getirse de padişahı ikna edemez.. Mahalle camiisinde değil de Fatih Camii'nde naaşı yıkamaya karar verirler.. Naaşı sırtlanır ve camii avlusuna getirirler.. Yıkarlar.. Yıkadıkça naaşın yüzünün nurlandığına şahit olurlar..
 
     Vezir-i Azam, sonradan bu ölünün bir yakını olabileceğini hatırlar ve onlara haber vermeden defnetmenin doğru olmadığını Sultan Murad'a arz eder.. Sultan Murad, vezirine hak verir ve onu naaşın başında bırakarak cesedi buldukları yere gider.. Sorar, soruşturur ve Nalıncı Baba'nın evini bulur.. Kapıyı çalar.. Yaşlıca bir kadına durumu anlatır.. Kadın, kocasının öldüğü haberine üzülür ama soğukkanlılığını kaybetmez.. Yarı ağlamaklı bir halde tebdil-i kıyafet giyinmiş Sultan'a derdini anlatır.. :
 
-- Biliyor musun oğlum, bizim bey bir tuhaf adamdı.. Akşama kadar uğraşır, didinir, çok güzel nalınlar yapar ve satardı.. Eve gelirken birinin elinde içki şişesi görse, tüm parasını verir, o içkiyi satın alır, sonra eve gelir içkiyi tuvalete dökerdi..
 
     Sultan Murad şaşırır.. Yaşlı kadın devam eder..




-- Sadece bu olsa neyse.. Kötü yola düşmüş kadınları eve getirir, hiç değilse birkaç saat kötü işler yapmamaları için onlara para verirdi.. Ben de o kızcağızlara hikâyeler anlatır, menkîbeler okurdum..
 
     "Allah Allah.. ! " der Sultan Murad.. "Halbuki mahalleli ne sanıyor.. " diye devam eder..
 
-- Ah oğlum ah.. Ben de söylerdim bunu.. Hiç değilse insan içine çık, durumu anlat, yanlış anlamasınlar seni, der dururdum.. O ise namaz kılmaya bile uzak semtlere giderdi.. "Öyle imamın arkasında durmalı ki, tekbir aldığında Kâbe'yi görebilmeli" derdi.. Bu sebeple mahalle camiisine bile gitmezdi.. Kulağıma mahalleden kötü kötü haberler gelince, bir gün kızdım beye, yüzüne çıkıştım.. "Böyle yapma beyim.. Bir gün ölürsün, mezarın ortada kalır. " dedim.. "Doğru söylüyorsun hatun" dedi ve bahçeye kendi mezarını kazdı.. "Bey... " dedim.. "Sadece mezar kazmakla olur mu..? Seni kim yıkayacak, kim defnedecek.. ? Korkarım naaşın ortada kalacak.. " dedim..
 
-- Ne dedi..? diye sordu Sultan Murad..




-- Ne desin evladım.. Önce gülümsedi.. Sonra 'Allah büyük' dedi.. Hem padişahın işi ne..?  diye karşılık verdi..
 
...............................................................................
 
     Hiç, yaptıklarınızın, insanlar tarafından nasıl karşılandığını düşündüğün mü..?
 
     Ya siz, marketi hırsızdan korumaya çalışırken, hırsıza yardım etmiş gibi görülüyorsanız..? Ya siz rüşvet alanları açığa çıkardığınız için rüşvet almakla suçlanmışsanız..? Ya siz, yaşlı dedenizi hastahaneye yetiştirmeye çalışırken, kaza ile birine çarpıp ölümüne sebep oldunuz diye ömür boyu katil damgası yerseniz..? Ya siz, bir kadını fuhuştan kurtarayım derken, kadın satıcısı gibi görülürseniz..?
 
     ...veya bunların tam tersi...
 
     Ya siz, hırsızlık yapmaya geldiğiniz yerde kahraman ilan edilirseniz..? Ya siz, cinayet işlemeye geldiğinizde, birinin hayatını kurtardığınız sanılırsa..? Ya siz, kundaktaki bebekleri öldürmekten çekinmemenize rağmen özgürlük savaşçısı ilan edilirseniz..?


     Farklı bir şey yaparken, sizi tanımayan bir başkasının, sizin hakkınızda farklı değerlendirmeler bulunduğuna şahit olursanız.. ? Ya anlatılanlar ile yaptıklarınız birbirinden farklı ise..? Ya iftiraya uğramışsanız.. ? Ya siz de toplum tarafından Nalıncı Baba'ya yapılanların aynısına maruz kalmışsanız.. ?
 
     Benim iyi biri olduğumu sanıp da, arkasını dönen insana, paslı hançeri sapladığımda, yere düşüp, gözlerini gözlerime diktiğinde, bana ne dedi biliyor musunuz.. ?
 
Et tu Brute.. ?



Anneler Günü, Kutladığımız Günden Bir Sonraki Gün Başlar..

Hediyeler aldığımız, yanına gittiğimiz, agucuk-gugucuk yaptığımız anneler günü, bugün gibi görünse de asıl yarın başlıyor.. Yarın kaçımız annemizin yanında olacağız, sevip, baş tacı edeceğiz..?




Ecnebi Penye..

Son dönemde kendine penye alan oldu mu..?
 
Güneş yüzünü gösterince, kendime üç-beş tane penye alayım dedim...
 
...Dedim ama beğendiğim tüm penyelerin üzerinde illa ki ecnebice yazılar var.. Penyenin üstünde, güzel bir şekil veya çizim oluyor; tam "hah, bunu alayım" diyorum, sonra bir bakıyorum ki o şeklin altında illa ki ecnebice bir kelime veya cümle iliştirilmiş..
 
Ben, tüm giysilerimi zorla kuzenime ve ablalarıma aldırarak beleşe getirdiğim için daha önce de durum böyle miydi bilmiyorum ama şuan ki durumdan yola çıkarsak ; tekstil sektöründen ricam, penyelerdeki o güzel şekillerin altına illa yazı yazıp dert anlatmak, mesaj vermek istiyorlarsa, Türkçe yazıp, Türkçe mesaj versinler.. Zira ecnebice yazılınca, mesajı alamama durumum var..Ki esasında minik ve güzel bir şekil çizerek, yazı yazmaya gerek kalmadan, istenilen mesaj da verilebilir bence..

 

Sülaleme Yeni Bilgi..

Amca Kızı : Biri var da tarih öğretmenliğini bitirdi, atama bekliyor.. 26 yaşında.. Ordulu.. Benim komşum.. Ailesi de kendisi de çok iyi insanlar.. Tanıştırmak istiyorum.. Sen "tamam" dersen, konuşacağım..


Cevap : Tamam..


Akşam çalan telefon...


Amca Kızı : Seni anlattım.. Sürekli beraberiz ama haberim yokmuş.. Sevgilisi varmış.. Olmadı ne yazık ki.. 


(Sonra da moralim bozulmasın diye kurulan cümleler.. Oysa kendi morali bozuk.. Aldığı cevap benim yerime onun moralini bozmuş.. Bu o kadar belli ki.. Teselli vermesi bile üzüntüsünü gideremiyor.. vs vs vs..  )






Sevgilisi yok.. Bunu ikimiz de biliyoruz emmim kızı.. Bana niye "yok" dediğini, ikimiz de gayet iyi biliyoruz.. Farklı farklı bahanelere gerek yok.. İnanmayacaksın belki ama sana "tamam" derken bile cevabın bu olacağını biliyordum.. Senin vasıtanla sülalem de bilsin istedim.. Artık siz de biliyorsunuz engelli olduğumu.. Hayırlı olsun bu yeni bilginiz..










Kahraman Ölü..

Eskiden, dünyayı kurtarabileceğimize inanırdık.. Kahraman olabileceğimizi düşünür, kahraman gibi yürür, kahraman olduğumuz zaman nasıl davranmamız gerektiği hakkında kafa yorardık.. Şimdi dünyayı kurtarma sevdasından vazgeçtik, kendimizi nasıl kurtarabiliriz diye kafa yoruyoruz.. Nasıl kahraman olacağımızı düşünürken, şimdi kendimizi nasıl kurtarabiliriz diye düşünüyoruz.. Genç kızların sevgilisi olmaktan vazgeçtik; bir güzelin kalbine nasıl gireriz diye uğraşıyoruz..
 
Artık daha mütevazı hâyâller kuruyoruz.. Sanırım gerçekten büyüyor veya daha doğru bir tabirle gerçekten ölüyoruz..




Maskeli Hayat..

Hepimizde bir maske..

Sabah uyanıyor, yatağımızın hemen yanında bulunan komidinin üzerindeki maskeyi takıyor ve güne öyle başlıyoruz..

Güçsüzken güçlü görünmek için didiniyor,
mutsuzken mutluluk şarkıları söylüyoruz..

Hepimizde birer maske;
hayatı maskelerin ardında yaşıyoruz..



Yalnız Uyumak İyi Mi..?

Yalnız uyumak konusunda çok tutarsızım..

Bazen, uyandığımda, "ohh iyi ki yalnızım da böyle rahat uyuyorum" diyorum, bazen "yalnız olduktan sonra uyanmanın bile bir anlamı olmuyor" diyorum..

Hemen her konuda olduğum gibi yatakta yalnız uyanmak konusunda bile bir büyük tutarsızlık var..


İnce Düşünceli Erkekler..

     Kalbim kadar temiz olan bu e-günlük sayfasında, yaklaşık 15879 kere yazdığım cümleyi tekrar yazmak istiyorum.. :  Ben, bu hatun cinsini anlayamıyorum..


     Son zamanlarda, tanıdıklarımın çoğu, benim ot gelip ot gittiğimi ifade etmeye başladılar.. Evde durdukça, manyaklık oranım artıyor, herkesten zaten yüksek seviyede olan ayılık seviyem iki misline çıkıyormuş.. Gün içindeki tek ince düşünceli hareketim, tuvaletin sifonunu çekmekmiş..

     Siz sevgili okurlar, benim aslında ne kadar ince düşünceli olduğumu biliyorsunuz.. Maalesef bunu ailem öğrenemedi bir türlü.. Gerçi ben, ince düşünceli, hassas, saygılı, nazik biri olduğumu evde özellikle belli etmiyorum.. Dışarıda kuzu, evde kurt politikasını izleyerek, korku ile ev halkına istediğimi yaptırmaya çalışıyorum.. Bir erkek düşünsenize; evde, herkesin içinde burnunu karıştırmıyor, elbiselerini sağa-sola atmıyor, herkese bağırıp-çağırmıyor, herkese nazik davranıyor, demokrasiyi ev içinde uyguluyor : Böyle bir erkeğin sözünü kim dinler Allah âşkına..? Ben, sözüm dinlensin ve evimizin bekâsını devam etsin diye, özellikle kaba/saba bir herif oluyorum evde.. Yoksa sahiden ince düşünceliyimdir..

     Bana inanmayanlar, ne kadar ince düşünceli olduğumu, üniversitedeki sevgilime sorabilirler.. Ben, yıllar evvel, biz öğrenci milletinin beş parasız dolaştığı zamanlarda, kız arkadaşıma hediye alacak kadar ince düşünceli biri idim.. Gerçi aldığım hediyeden sonraki üç gün içinde kız benden ayrıldı ama ayrılma sebebinin benim hediyem olmadığını düşünüyorum..


     Sıcak bir Ayvalık günü idi.. Okuldan çıkmış, beş parasız, zavallı bir halde evime doğru gidiyordum.. Okulun son günleri idi ve ben o zamanlar tek başıma yaşıyordum.. Eve girmeden hemen önce ev sahibinin beni beklediğini farkettim.. Kadın, elindeki parayı bana uzatarak, 'evi tek kişi olarak tuttuğumu ama her gece evin dolduğunu' ifade ettikten sonra 'komşuların rahatsız olduğunu' da ekleyerek, evi terk etmemi rica (!) etti.. İlk başlarda ben biraz tersleşsem de eşinin polis olması sebebiyle sesimi fazla çıkartamadım.. Parayı aldım, cebime koydum, 1 hafta içinde evden çıkacağımı ifade ettim..

     Ev sahibi, kendisine verdiğim kirayı geri vererek aslında bana büyük bir iyilik yapmış oluyordu.. Paranın ne olduğunu bilmeyen cebim, ev sahibem sayesinde para ile tanıştı.. Para ile cebim tanışınca, ben, Ayvalık'a gittim, kız arkadaşıma güzel bir hediye aldım.. Akşam saatlerinde, kız arkadaşım bana geldi.. Beraber yemek yedik.. Kendisini zerre kadar sevmiyordum ama yalandan kimsenin ölmeyeceğini bildiğimden, kendisini çok sevdiğimi ifade ettikten sonra hediyemi çıkardım.. "Ayy âşkımmm" deyip de boynuma bir sarılması vardı ki, kadın cinsinin ne kadar hediye tutkunu olduğunu o sayede öğrenmiş oldum..

     Hediye paketini açtığında, pembe şeffaf bir tanga ile karşılaştı.. "Ayy bu nee.. ! Pisss, sapıkk.." deyip de sırtıma bir iki tane vurdu.. Ben, yine de bu ince düşünceli davranışımın hoşuna gittiğini düşünüyordum..

     Her şey yolunda gidiyordu ki, yıllar sonra bile unutamadığım o meşhur konuşma aramızda cereyan etti..

Ben : (Tangayı elime alarak) Gel, ben giydirmek istiyorum..

Hatun : Saçmalama.. ! O kadar da değil.. !

Ben : Niye böyle diyorsun..? Kolye alsam, ben takacaktım.. Yüzük alsam, ben takacaktım.. Mont alsam, ben giydirecektim.. Tanga aldım, neden ben giydiremiyorum.. ?

Hatun : Âşkımm tamam susalım.. !


     Ben, o zamanlar da şimdi olduğu gibi kadın cinsinin söylediklerini yapmayı seven, centilmen bir erkek olduğumdan, hatunun "susalım" demesini emir telakki ettim ve sustum.. Kendisi de sustu.. Üç gün boyunca sustuk.. Üç gün sonra da ömür boyu susmaya karar verdik..


     Az önce bir arkadaşımla, erkeklerin aslında ne kadar ince düşünceli insanlar olduğunu konuşurken, bu hatıram aklıma geldi ve kendisi ile paylaştım.. İstedim ki, biz erkeklerin ne kadar ince düşünceli olduklarını siz de görün.. Gel gör ki, biz erkek cinsi ince düşünceli ve nazik insanlarız ama hatun cinsi üniversite yıllarında da anlaşılmaz oluyor, orta yaşlarda da, ölüm döşeğinde iken de.. O kızın benden neden ayrıldığını, yıllar geçmiş olmasına rağmen bir türlü anlayamadım..




Zamanın Siktir Ettikleri..

Bilenler bilir, moralim bozuk olduğunda, karşımdaki insana kolay kolay sebebini anlatan biri değilimdir.. Ya gelir moralimin bozuk olmasının sebebine dair yazı yazar ya da daha fenasını yaparak moral bozukluğumu anlatmaz ama sapıkça şeyler yazarım..

Bu defa biraz farklıydı.. Moral bozukluğu değil de halletmem gereken önemli bir sorunum vardı.. Bu sorunumu halletmem için de bu işleri bilen birinden yardım almam gerekiyordu..



Gittim yardım alabileceğim en uygun insana.. O insan ki; zamanında, her şekilde yaren olmuştu bana.. Unuttum aradan geçen onca uzun zamanı da derdimi söyleyip bir yol göstermesini, daha doğrusu beni bilgilendirmesini istedim..


Beni öyle güzel ve kibarca siktir etti ki; iki gündür kızıyorum kendime, niye gittim diye..


Zaman, her türlü acının üzerini toz bulutu ile kaplayıp seni acılardan uzaklaştırdığı gibi eskiden güzel olan şeylerin üzerini de kaplıyor ve güzellikleri de bitiriyormuş meğer.. Elinde sadece anılar kalıyor; bir zaman sonra işe yaramadığını düşündüğün anılar..